Herkes hüzün olarak algılar sonbaharı..bense öyle algılamıyorum, doğa çok güzelleşiyor sonbaharda..
Kırmızı,sarı ve turuncu yaprakları çok seviyorum, yerlere dökülmüşler hepsi bir bütün halinde toplanmış anlaşmışçasına..bazen de tek-tük birbirini izler gibi ama mesafeli..Arnavut kaldırımlarına,sahil kenarlarına gelmişler rüzgara kapılıp..
Ve seviyorum dışarı çıkmayı sonbaharda,sağanak bir yağmurun ardından yürüyüş yapmayı yada tam çekim yapmaya çıkmışken sırılsıklam olmayı..
Akşama doğru,yağan yağmurdan nasibini almış asfalt,trafik ışıklarının kırmızısı ve yeşilini yansıtır..
Çoğu kez oturmuşumdur en yakın bankta, sokaklarda şemsiyeleriyle kaçışırken insanlar yağmurdan..
Elimde yeni alınmış bir bardak kahve ve dumanı yükselip karışır şehrin o karmaşasına..ahh az daha unutuyordum söylemeyi..bankın altında yada hemen yanında bir köpek yatar..(özellikle mi seçmişimdir o bankta oturmayı yoksa hep mi böyle denk gelir bilinmez ) öylece izlerken insanların telaşlarını,arabaların parlak sarı ışıklarını..bir rüzgar eser çok uzaklardan ve daha n’oluyor? bile demeden başlar bütün hikaye; ufacık bir yudum alırım kahvemden,burnum üşümüştür,hissederim hafifçe çekerken soğukluğunu havanın..ve düşüncelere dalarım..çok eskilere giderim daha ben hayatta bile değilken yaşanmış zamanlara..ve şimdiki zaman..ve bundan sonraki.. hani o uyuyan köpek vardı ya? tanık olur iç sesimle olan diyaloguma..ama bundan şikayetçi olsa durmaz değil mi bankın yanında?? Neyse konuşurum ben işte öyle, o anda ne geldiyse.. :)) sonra kahvem biter ve yine yürümeye başlarım.. bu sefer sahile gitmek için..
Deniz kenarına geldiğimde,tam ne güzel hava derken kabarmaya başlar o dingin sular..taşlara vurur dalgalar isyan edercesine ve köpüklerini bırakır..kendi izlerini..zaten yağmurdan korkan bir millet olduğumuz için,fırtına çıkacağını anladığında insanlar, yok olurlar ortadan ve koskoca sahilde bir tek ben kalırım..
En sevdiğim dakikalar başlar..Ben varım sadece,içimde bir ben daha ve fotograf..
Gittikçe şiddetlenmeye başlar fırtına , 5dk. önce ne kadar sessizdi oysa.. hiç çekingen olmadım doğa fotografı çekerken..sanki onun bir parçasıymış gibi davrandım sanırım hep..En son sahilin sonundaki taşların üstüne çıkmış, şiddetli bir dalganın bana doğru gelmesine 3 saniye kala fark ettim kendimi..sonra çok sağlam görünen bir taşın arkasından çekmeye başladım ama rüzgar o kadar şiddetliydi ki,kamerayı bir yere sabitlesem de titriyorduk hep beraber.. ve tam netlerken, taşlara vuran dalgaların kalıntıları,çiseleyen yağmur gibi objektifin önüne geliyordu...
İleri baktığımda,Adaların biraz önünde gri su küreleri şeklindeki bulutlar,birbirlerine girmiş bekliyorlardı ve bi anda gök gürledi ama inletti resmen topragı ve ardından açığa çıkan enerji..( sanırım Zeus’un şimşek mızraklarından birini gördüğüme yemin edebilirim)
Üşümeye başlayana kadar fark etmem zamanın nasıl gectigini..sonra fotograf çekmeyi bırakırım ve yağmurun altında zaten iliklerime kadar ıslanmışken..gözlerimi kapayıp derin bir nefes alırım..düşünürüm.. Sonra gülümserim hafifçe..ve yürüyerek eve geri dönerim..
Sonbahar beni mutsuz etmez hiç..sanırım bende onu.. :))





