31 Mart 2011 Perşembe

14 Şubat 2011 Pazartesi

Gunaydın Sevgilim..

bütün dünyam uyurken kendine has sessizliginde
zaman oylesine ozgur ve bir o kadar da gecmiştir artık bugune

ruzgarlı bir sahil gibi; kumlara vuran bol kopuklu dalgalarla birlikte,
sesini duyuran hareketli ruzgar.


burnumda taptaze ılık yaz kokusu, dudaklarımda hafif bir sızlama ve tam da sen tadında..


31 Ağustos 2009 Pazartesi

Uçuşan Yapraklar

Herkes hüzün olarak algılar sonbaharı..bense öyle algılamıyorum, doğa çok güzelleşiyor sonbaharda..

Kırmızı,sarı ve turuncu yaprakları çok seviyorum, yerlere dökülmüşler hepsi bir bütün halinde toplanmış anlaşmışçasına..bazen de tek-tük birbirini izler gibi ama mesafeli..Arnavut kaldırımlarına,sahil kenarlarına gelmişler rüzgara kapılıp..

Ve seviyorum dışarı çıkmayı sonbaharda,sağanak bir yağmurun ardından yürüyüş yapmayı yada tam çekim yapmaya çıkmışken sırılsıklam olmayı..

Akşama doğru,yağan yağmurdan nasibini almış asfalt,trafik ışıklarının kırmızısı ve yeşilini yansıtır..

Çoğu kez oturmuşumdur en yakın bankta, sokaklarda şemsiyeleriyle kaçışırken insanlar yağmurdan..

Elimde yeni alınmış bir bardak kahve ve dumanı yükselip karışır şehrin o karmaşasına..ahh az daha unutuyordum söylemeyi..bankın altında yada hemen yanında bir köpek yatar..(özellikle mi seçmişimdir o bankta oturmayı yoksa hep mi böyle denk gelir bilinmez ) öylece izlerken insanların telaşlarını,arabaların parlak sarı ışıklarını..bir rüzgar eser çok uzaklardan ve daha n’oluyor? bile demeden başlar bütün hikaye; ufacık bir yudum alırım kahvemden,burnum üşümüştür,hissederim hafifçe çekerken soğukluğunu havanın..ve düşüncelere dalarım..çok eskilere giderim daha ben hayatta bile değilken yaşanmış zamanlara..ve şimdiki zaman..ve bundan sonraki.. hani o uyuyan köpek vardı ya? tanık olur iç sesimle olan diyaloguma..ama bundan şikayetçi olsa durmaz değil mi bankın yanında?? Neyse konuşurum ben işte öyle, o anda ne geldiyse.. :)) sonra kahvem biter ve yine yürümeye başlarım.. bu sefer sahile gitmek için..

Deniz kenarına geldiğimde,tam ne güzel hava derken kabarmaya başlar o dingin sular..taşlara vurur dalgalar isyan edercesine ve köpüklerini bırakır..kendi izlerini..zaten yağmurdan korkan bir millet olduğumuz için,fırtına çıkacağını anladığında insanlar, yok olurlar ortadan ve koskoca sahilde bir tek ben kalırım..

En sevdiğim dakikalar başlar..Ben varım sadece,içimde bir ben daha ve fotograf..

Gittikçe şiddetlenmeye başlar fırtına , 5dk. önce ne kadar sessizdi oysa.. hiç çekingen olmadım doğa fotografı çekerken..sanki onun bir parçasıymış gibi davrandım sanırım hep..En son sahilin sonundaki taşların üstüne çıkmış, şiddetli bir dalganın bana doğru gelmesine 3 saniye kala fark ettim kendimi..sonra çok sağlam görünen bir taşın arkasından çekmeye başladım ama rüzgar o kadar şiddetliydi ki,kamerayı bir yere sabitlesem de titriyorduk hep beraber.. ve tam netlerken, taşlara vuran dalgaların kalıntıları,çiseleyen yağmur gibi objektifin önüne geliyordu...

İleri baktığımda,Adaların biraz önünde gri su küreleri şeklindeki bulutlar,birbirlerine girmiş bekliyorlardı ve bi anda gök gürledi ama inletti resmen topragı ve ardından açığa çıkan enerji..( sanırım Zeus’un şimşek mızraklarından birini gördüğüme yemin edebilirim)

Üşümeye başlayana kadar fark etmem zamanın nasıl gectigini..sonra fotograf çekmeyi bırakırım ve yağmurun altında zaten iliklerime kadar ıslanmışken..gözlerimi kapayıp derin bir nefes alırım..düşünürüm.. Sonra gülümserim hafifçe..ve yürüyerek eve geri dönerim..

Sonbahar beni mutsuz etmez hiç..sanırım bende onu.. :))


6 Ağustos 2009 Perşembe

yok daha nelerr??

biraz önce Bora'yla konuşuoduk.. napıosun? dedim..
adam otobüsle adanaya gidiyormuş..
nasıl yani? otobüsle adana ve internettesin??..

evet dedi varan'da varmış..
sonra ikinci şokk! radyoda tool çalıo ne güzel yaa dedi

ne radyosu bide tool çalan radyoları mı var?? :D

türkiye garip bir ülke gercekten..bazı yerlerinde telefon bile cekmez,otobüslerinde klima bile yoktur ama cok şaşırtıcı yeniliklerle karşınıza cıkabilir.. helal olsun varan'a..

vapur yolculugu ve fotograf dersi

Saat 1:15 sularında Beşiktaş vapuruna bindim bugün hani şu teknolojik olanlara :P 2'de iş görüşmem vardı BKM'de..bu iş görüşmelerinde ki konusmalarda ayrı bi blog konusu ya neyse :D

En üst kata cıktım (açık kısıma) ortalarda bi yere oturdum sonra fotograf makinemi cıkardım ama pek bişy cekmedim..bulutları cekerim diye düşünmüştüm ama cok pofuduk degillerdi bide yagmur yagmak üzereydi ama yagmur da yagmadı yani bi garipti hava ve denizin üstü baya bi rüzgarlıydı..
Derken arka sırada oturan ya
şlı çiftin konusmasına kulak misafiri oldum istemeden cunku onlarda baya yüksek sesle konusuyorlardı ve baya keyifliydi aslında :D
Diyalogu aynen aktarıyorum;
Yaşlı Amca: - Münevver..vapur
dan inince iskender kebap yesek şöle 2 porsiyon??
Münevver Teyze: -Sonra kolestrolun yükselince Münevver hadi hastaneye gidelim..çok kötüyüm deme bana Rıfkı'cıgım..
Rıfkı Amca: -Ne zaman söyledim ki? Hiç hatırlamıyorum.
Münevver Teyze: -Bunadın sen bunadın..
Rıfkı Amca: - Bana bunadın diyene bakın hele.. gecen gün surahinin içine cıkarıp koymussun takma dişlerini..rezil olduk cocuklara..

Münevver Teyze: - Sende işitme cihazınla banyo yapıyordun az daha..
Aradan biraz zaman geciyor sanırım rıfkı amca
manzaraya daldı dedim içimden..sonra büyük bi heyecanla Rıfkı amca devam etti konusmasına..
Rıfkı Amca: -Kebap yemeye gidicez degil mi?
Münevver Teyze: -Ayy Rıfkı..tıtttııt kilo mu aldırmaya çalışıyorsun sen bana?
Rıfkı Amca: -Bu yaştan sonra kilo alsan nolur Münevver kırışıklıkların dolar en fazla,Kim bakar?
Münevver Teyze: - Kadın herşeyden önce kendine güzel görünmek ister Rıfkı 48 yıldır anlayamadın bi..
Rıfkı Amca'dan ses cıkmayınca küstüler sandım ama sonra bombayı patlattı; -Kebap yemeye gidicez degil mi?
Münevver teyzenin bakışını görmek isterdim aç
ıkcası.. :D

Sonra dönüşte de
ben bi kaç kare cekerken gözüm, 2 sıra önde,bagırdıgında vapuru inleten ama o sesin o insandan cıktıgına inanmaya bin şahit gerektiren orta yaşlı bi teyzeye takıldı daha dogrusu kulagımı cınlatan sesi yüzünden o tarafa bakmak zorunda kaldm noluoo?? diyee. Yanında da 6-7 yaşlarında bi ufaklık vardı..vapurun bi ucundan diger ucuna sessizce koşup parmaklıkların ardından suya,bulutlara bakıyordu yada oturulan yerlere -zarzor- cıkıp insanları taklit ediyordu..
vapur daha hareket etmemişti ve ben fotograf cekerken, 4-5 kere yanımdan gecti..annesi her ne kadar oglum dur yapma ,elleme oralar pis,gitme oraya insanları rahatsız etme (ki hiç etmiyordu hatta millet gayet memnundu) vs diye bagırınsa da cocuk kendi halinde oynuyordu işte.. bi ara vizorden gozumu ayırdım ve şortumu cekiştirende kim diye baktım..
Ufaklıkmış.. -Merhaba.. napıyorsun o kamerayla? de
di -fotograf cekiyorum demeye kalmadan bende bakabilirmiyim? dedi
dizimin üstüne çöktüm arkadaş gayet kısa bi afacan oldugundan..makinayı alttan desteklerken ben, lensi sıkı tut dedim.. nerden bakıcam? ekranda görünmüyor dedi..vizorden bakıcaksın su kucuk dikdortgenimsi camdan dedim..ileri geri nasıl zoom yapıcagını da söyledim,biraz bakındı öyle sonra peki nasıl fotograf cekicem? dedi. anlattım kısaca ve en basit haliyle,detaylara girmeden..nereyi cekicem dedi? istedigin heryeri yada herşeyi dedim..iskeleden henüz ayrılmışken sanırım ilk karesini cekmiş oldu :) sonra gözünü vizorden ayırdı bana bakıp güldü ve zormuş dedi..
Neden? dedim..-benim düşündügüm gibi cekmiyor dedi..
düşünsenize bi cocukların hayal gü
cünü.. ne kadar saf ve bişyler yüklenmemiş şekilde çalışıyor..olabildigince özgür..
istanbul'da mı yasıosun? dedim..- hayır izmirliyiz biz tatile geldik, bornovayı bilirmsn hani saat kulesi var, orda yasıyorum ben dedi..
derken annesinin sesini duyduk arkadan bırak o kamerayı elinden kıracaksın insanlara iş cıkartcksn bıdıbıdıbıdı vs böle bi darlandı.. bende sorun
yok teyzecim kamerayı saglamladım ben dedim.. yani 6 yasında bi cocuk fotograf cekmek istiyor ve neden kırılsın ki bu hevesi?
normalde makinemi zaten 3 kişiden (seda,ali,annem) başkasına tamamen vermiyorum bilen bilir.. ama bu sefer zaten benim koluma dolanmış şekildeydi askısı yani düşmesine imkan bile yoktu..
cektigim fotograflara bakmak istedi..önceden seda'yla cektigimiz fotograflar duruyordu kartta onları görünce begendi baya hatta seda'nın s
aclarının kırmızından istiyormuş kızkardeşi ( evet bide kızkardeşi varmış ufaklıgın)..bende böyle cekmek istiyorum ögretir misin? dedi
20dk içinde fotografla ilgili nasıl bişyler ögretebilirim diye düşündü
m?? cok zordu ama bir o kadarda kolaydı cunku soru sormayı seviyordu ve anlamadıgı bişy oldugunda tekrar soruyordu..
herseyi bir oyun mantıgında anlattım diyaframı,shutter'ı,iso'yu,lensleri.. hepsini dikkatlice dinledi ve sonra aslında bundan daha karışık dimi? de
di.. ehh birazcık dedim ama şu anda senin bunu düşünmen gerekmiyor.. sen sadece sevdigin ve düşündügün şeyleri çek yeter.. dedim.
Güldü yine ve karşımdaki banka gecti -ilk fotografını ne zaman cektin? dedi,-bilmem 5-6 yaşlarındaydım herhalde babamın filmli bi makinası vardı hala kul
lanırım dedim.. sonra durdu ufaklık -annem benim futbolcu olmamı istiyor,para kazandırcakmışım dedi.. -sen istiyor musun peki? dedim.. -oynamayı seviyorum ama her zaman degil dedi.. ben birşeyler söylemeden fotograf cekmek hoşuma gitti belki senin gibi bu işi yaparım..evdeki kedimi,kızkardeşimi,en sevdigim yastıgı,mahallede oynadıgımız futbol topunu cekerim belki dedi..
yine annesi bagırdı; - hadi iniyoru
z gel artık! diye..
ufaklık bu sefer gitmesi gerektigini biliyordu..sonra elini uzattı -barkan dedi..-ece dedim.
ögrettiklerin için teşekkür ederim ece.. dedi. rica ederim ufaklık dedim saclarını karıştırdım birazcık.. istanbul'a bi daha geldigimde ce
ktigim fotografları göstericem.yine bu vapurda olursun dimi? dedi..bende üniversitenin adını verdim soyadımı da söyledim..- gelmesende okula yollarsan adresinin oldugu bi zarfla ben bakarım diyince cok sevindi - diger arkadaşlarınla da tanıstırırsın dimi? dedi.. -Olurr sen bi fotograf çekmeye başla bakalım, davet ederiz seni okula dedim..sonra koşarak uzaklaştı..

kaç yaşına gelmiş , fotograftan hatta sanatta
n anlamayan ama eşşek gibi parası olan ve bogazda lüks yerlere sahip işadamlarını düşününce ve konusmalarını fotografla ilgili..tıtıtıtı hey allahım yaa.. bu ufaklıga 20 dk.da bişyler anlatabilmek cok daha rahat ve zevkliydi..

bu arada nerdeyse unutuyordum.. bu da barkan'ın cektigi ilk fotograf :)

23 Temmuz 2009 Perşembe

Have you ever felt this way?

dün gece dışardaydık bizz :) önce sahilde Ayse'yle birazcık takıldık sonra Mertlere gittik ve sonrada mertlerin yeni evini görmeye gittik bi ara.. tek kelimeyle Muhteşem! (aman nazar degmesin,Maaşallahh tütütütü) :) kapıları eski tip fransız anahtar mı denir ne denir hatırlayamıyorum şimdi,hah işte ondan diyebilecegimiz tipte..mutfagı amerikan mutfak girişte hemen..sonracıgıma 2 tane müthiş balkonu var;bi tane ön tarafta kapalı ama cekyat koysan yatabilecegin genişlikte ki dün bunu herkes düşündü sanırım :P sonra oraya içki bölümü yapılabilecek bir köşesi de var..arka balkon daha bi serin ve o da baya bi geniş,lavabosu,barbeküsü falan var sonracııma bi banyosu var ferah içinde küveti var hatta o da gayet geniş gir içine döne döne yıkan :)) salonu fln herseyiyle ahandaa bu ev işte dedirtcek bi ev :)) güle güle otururlar mutlu mutlu yasarlar içinde inşallah ki eminim buna öyle bi pozitif orası,,ee bizimkilerde pozitif zaten ohhh yanii :))

bizimde öyle bi evimiz olsun istiyorum,içinde huzurla yasayabilecegimiz ufak,şirin,pozitif enerjili.. bizim olan bi ev.. :)
zaten dün akşamda karşılıklı olarak; 'hayatım yaa bizimde evimiz olsun artık! :) ' dedik birbirimize.. :))


sonra eve geldik,birazcık dış kapıdaki merdivenlerde oturduk..karşılıklı oturup sohbet ettigimiz zamanlara bayılıyorum..her yalnız kaldıgımızda oldugu gibi,çok özel ve çok içten konusmalar..kendi iç seslerimiz belki seninde dediğin gibi seni cok iyi anlayan bir diger sen..canımmm..taa içimdeki hatta en dipteki sen..ben..bizz! neyse içeri girdik tabiki dondurmamız ve sigaran bitince :)

ve yine en güzel,en yogun,en özel anlarımızı yasadık tutkuyla :)) (burda utangac smiley olmalı yaa) o kadar yogun, o kadar güzeldi ki... birlikte yasadıgımız,hayatla ilgili geriye kalan hersey gibi..bi ara sana bakarken aglicaktım resmen mutluluktan gözlerim doldu..öyle mükemmel bi duygu ki... offf yaa yine kelimelerim yetmiyor duygularımı anlatmaya..ama beni coookk coookkkkk iyi anladıgını biliyorum hemde ben daha E bile demeden.. :)


sabah işe gidilecek,yorgunluk vs. derken uyuduk.. :)
bu aralar sıcaklardan ötürü sistemim birazcık garip çalışıyor sanırım, midem bulandı uyurken..o kadar rahatsız ettiki hiç yapamadıgım halde kalkıp kusmak zorunda kaldım :(
sonra tam olarak hatırlayamadıgım bi rüya gördüm..gayet pozitifti aslında gerci bi yerinde bi boşluğa düşme hissi oldu ve uyanır gibi oldum ama üstümü örtüyordun sonra da sarıldın :)
bende tatlı uykumuza geri döndüm..

sabah saat 06:32..
beynimin içinde yankılanan ve sana sarıldıkça daha net duydugum mükemmel bi melodi..

dedimki kendi kendime; yaa lütfen biraz daha uyuyalım..zaman cok yavaş aksın,biraz daha nefesini hissediim tenimde,birlikte nefes alalım,kokunu içime çekiim,biraz daha kalp atışlarını dinliim..


saat 06:59..
yaa hayır uyanmak istemiyorum..senin uyanmanı istemiyorum,bu sabah işe gitmeni yada yanımdan kalkmanı..dinlenmeni istiyorum,istedigin kadar uyumanı.. derken alarm çalar ve alarmı ertelerim ama bi yandan da sana seslenirim; 'hayatımm saat 7 oldu..' , gözlerini açmadan kafanı sallarsın, sonra; 'alarmı 7:30'a kursana..' dersin :) yatagın içinde bi kaç kere döndükten sonra beni gögsüne alıp sıkıca sarılırsın ve tabi bende sana ve öperim yavaşça..ve sende aynı şekilde.. ve yine o melodi başlar.. :))


en huzurlu oldugum 'an'lar.. kollarının arasında,sıkıca sarıp sarmaladığın,yada benim aynısnı yaptıgım ve kokunu doyasıya içime cektigim,saçlarını okşadığım,ve uyurken seni izledigim zamanlar...


daha nerdeyse 1,5 saat oldu işe gideli ama ben şimdiden özledim seni hayatım...

Have you ever wished for an endless night?
Lassoed the moon and the stars and pulled that rope tight?
Have you ever held your breath and asked yourself
“Will it ever get better than tonight?”
Tonight..

Seni Seviyorum..herşeyden çokk...
bitanemm!! <3




30 Mayıs 2009 Cumartesi

The White Edition

3 ay olmuş blogumla ilgilenmeyeli..
Özleyenleriniz var mı bilmiyorum ama öylesine yazmak istemedigim için buralarda değildim..
Velhasıl diyerekten şöyle bir konuya geri dönüş yapıyorum ve....

öhömm hmmm ehemm!

Efenim biliyorsunuz ki Leica tutkunuyuz hepimiz ve buna bağlı olarak Leica'nın bir süre önce çıkartmış olduğu Pure White M8'i sizlerle paylaşmaktan büyük bir sevinç duyuyorum :P
Sadece 275 tane üretilmiş olduğunu hatırlatırım. ahahahah :D




Önceki modellerin karizmasını (renk açısından-siyah ve silver) hiçbir şekilde gölgede bıraktığını düşünmeden, sadece aileye onlar gibi yeni bir üyenin katıldığını rahatlıkla söyleyebilirim.

Daha detaylı bilgi için buyrunuz burdan;

http://us.leica-camera.com/photography/special_editions/leica_M8_white/